Bebek ve Çocuk

Doğum Şekliniz Bebeğinizin Sağlığını Nasıl Etkiliyor? Dr. Ümit Aktaş ile Gerçekleştirdiğimiz Bu Röportajı Kaçırmayın!

Doğum Şekliniz Bebeğinizin Sağlığını Nasıl Etkiliyor? Dr. Ümit Aktaş ile Gerçekleştirdiğimiz Bu Röportajı Kaçırmayın!

Mutluluk Kürleri adlı kitap serisiyle sağlıklı yaşamın sırlarını binlerce insanla paylaşan fitoterapi uzmanı Dr. Ümit Aktaş ile gebelik ve doğum üzerine keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Bilgisinden faydalanmak isteyenler bu röportajı kaçırmasın!

Sizi biraz tanıyabilir miyiz?

1970 Kırıkkale doğumluyum. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunuyum. Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde akupunktur, Sağlık Bilimleri Enstitüsü’nde fitoterapi eğitimi aldım. Şu anda kliniğimde akupunktur ve fitoterapi uzmanı olarak hizmet vermekteyim.

Son yıllarda sezaryen doğum oranlarında önlenemeyen bir artış var. Bu konuda anne adaylarına neler söylemek istersiniz? 

Bir komplikasyon olmadığı sürece bebeğinizi normal doğumla dünyaya getirin. Maalesef normal doğumun önemi senelerdir göz ardı edilmiştir. Hatta sezaryen varken normal doğum gereksiz bir ağrı kaynağı olarak kabul edilmiş, anne adaylarında da böyle bir algı yaratılmıştır. Sezaryen ancak annenin ve bebeğin hayatını tehdit edebilecek ciddi komplikasyonlarda başvurulması gereken cerrahi bir operasyondur. Durum öyle bir boyutta ki Sağlık Bakanlığı, gereksiz yapılan sezaryenleri önlemek adına önemli adımlar atıyor, anne adaylarını bu konuda bilinçlendirmeye yönelik kampanyalar yapıyor.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR ᐳ
Hamileler Panik Atak Geçirdiğinde Nasıl Davranmalı?

Yeni kitabınız Mutluluk Kürleri 2’de sağlıklı çocuklar yetiştirmek için dikkat edilmesi gereken altın kuralların başında normal doğum geliyor. Peki, sezaryenle doğumlardaki bu ciddi artış çocuklarımızı nasıl etkiliyor? Sağlık açısından ne gibi artı-eksiler oluşuyor? 

Gereksiz yapılan sezaryen doğumlar yüzünden çocuklarımızın sağlığı elden gidiyor. Bir bebeğin bağışıklık sisteminin gelişmesi için hayati önem taşıyan bakteri kolonileriyle tanıştığı ilk yer doğum kanalıdır. Araştırmalar normal doğumla dünyaya gelen bebeklerin bağırsak floralarındaki faydalı bakterilerin, sezaryenle doğan bebeklere kıyasla, çok daha zengin bir çeşitliliğe sahip olduğunu gösteriyor. Bugün artık sağlığın sırrının sağlıklı bir mikrobiyomda saklı olduğunu biliyoruz. Sezaryenle doğan çocukların yaşamları boyunca astım, çocukluk romatizması, bağırsak hastalıkları, bağışıklık sistemi ve doku hastalıkları yüzünden çok daha fazla hastaneye kaldırıldıklarını gösteren çalışmalar var. Sezaryenle dünyaya gelen çocuklarda otizm görülme sıklığı da daha fazla. Sözün özü: Bebeğinizi normal doğumla dünyaya getirdiğinizde ona daha sağlıklı bir yaşam sürebilmesi için önemli bir avantaj sağlamış oluyorsunuz.

Sağlıklı bir bağırsak florası, sağlıklı bir birey olmanın temel koşullarından biri diyebiliriz. Peki, anne adaylarına, bebeklerine sağlıklı bir bağırsak florası aktarabilmeleri için neler önerirsiniz?

Bebeklerine sağlıklı bir bağırsak florası aktarabilmek için, hamile kalmadan çok önceden başlayarak antibiyotik kullanmayı bırakmalarını öneriyorum. Tek bir antibiyotik kürü bağırsak floranızdaki faydalı bakterilerin % 90’ını yok eder. Maalesef yediğimiz tavukla, etle de vücudumuza antibiyotik alıyoruz. Dünyada kullanılan antibiyotiklerin %80’i besicilikte, tavukçulukta kullanılıyor. Bu yüzden etinizi tavuğunuzu, yumurtanızı özenle seçin. Merada yayılmış hayvanın, serbest gezen tavuğun yumurtasını tüketin. Mide ilaçlarından uzak durun. Mide ilaçları faydalı bakterileri katleder. İçtiğiniz suyun içeriği de önemli. Klorlu su içmekten kaçının. Şekerli gıdalardan, hamur işlerinden, tahıllardan,  katkı maddeleriyle dolu yiyeceklerden uzak durun. Bu yiyecekler zararlı bakteri kolonilerinin gelişmesi,  çoğalması için mükemmel bir ortam hazırlarken dost bakterilere zarar verir. Mevsimsel beslenin, kefir, ev yoğurdu gibi probiyotik zengini gıdalar tüketin, probiyotik takviyesi alın.  Tüm bunlar normal doğumla dünyaya getirdikleri bebeklerine en değerli hediyeyi, yani sağlıklı bir mikrobiyom  için gerekli dost bakterileri sağlayacaktır. Tabii bebeğinizi emzirmek de en az normal doğum kadar önemlidir. Anne sütü hem probiyotik, hem de probiyotikleri besleyen prebiyotikler içerir. ‘Anne sütü kadar sağlıklı’ diye pazarlanan bebek mamaları var. Bu yalana kimse kanmasın. Anne sütü bir mucizedir ve böyle bir mucize laboratuvarlarda yaratılamaz.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR ᐳ
32 Aylık Bebek

Bebek bekleyenler yeni kitabınız Mutluluk Kürleri 2’de yer alan 14 Günlük Mikrobiyom Kürü’nden faydalanabilirler mi?

Evet, faydalanabilirler, hatta faydalanmalılar da. Bu kür, doğum esnasında bebeğinize zengin bir probiyotik çeşitliliği aktarmanızı sağlayacaktır. 14 Günlük Mikrobiyom Kürü kısa sürede bağırsak florasını yeniden ve daha sağlıklı bir şekilde yapılandırmak için tasarlandı. Anne adayı sağlıklı bir bağırsak florasına sahip olmalı ki çocuğunun sağlığını tüm yaşamı boyunca destekleyecek probiyotik zenginliği aktarabilsin. 

Doğum Şekliniz Bebeğinizin Sağlığını Nasıl Etkiliyor? Dr. Ümit Aktaş ile Gerçekleştirdiğimiz Bu Röportajı Kaçırmayın!

Çeşitli komplikasyonlar nedeniyle sezaryen doğum yapan annelere bebeklerinin probiyotik ihtiyacını karşılayabilmeleri için tavsiye ettiğiniz bir yöntem var. Biraz bahsedebilir misiniz?

Bu, Amerika’da son yıllarda çok uygulanan bir yöntemdir. Eğer mutlaka sezaryen yapılması gerekiyorsa, ameliyat öncesinde annenin vajenine steril bir gazlı bez yerleştirilir ve bebek doğar doğmaz tüm vücudu bu gazlı bezle silinir. Burada amaç bebeğe annenin probiyotiklerini aktarmaktır.

Yapılan araştırmalara göre DEHB ve Otizm teşhisinde inanılmaz bir patlama yaşanıyor. Sizce bunda etkili olan faktörler neler?

Gerçekten de otizm ve otizmin bir türü olan Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) ciddi oranda arttı. Öyle ki istatistiklere baktığımızda bundan 20 yıl sonra her iki çocuktan birine otizm teşhisi konacağı yolunda bir bulguya ulaşıyoruz. Bu gerçekten de ürkütücü! Eskiden otizmin nadir rastlanan genetik bir hastalık olduğu düşünülürdü. Ama son 30 yılda öyle dik bir ivmeyle bir artış yaşandı ki, bunu genetikle açıklamak mümkün değil. Belli ki çocuklarımız tehdit eden bu sorunlar daha doğmadan, ana karnındayken maruz kaldıkları toksinler ve işlenmiş yiyeceklerle vücudumuza aldığımız zehirlerle yakından ilişkili. Zaten bilimsel bulgular da bunu destekler nitelikte. Düşünün çocuklarımız anneannelerimiz, dedelerimiz büyürken var olmayan yaklaşık 80.000 yeni toksik maddeye maruz kalıyor.  Topraklarımız, soluduğumuz hava, içtiğimiz su zehirli kimyasallarla dolu. Bu toksik tehdide bir de sezaryenle doğan bir bebeğin en güçlü savunma hattından, yani sağlıklı bir mikrobiyomdan mahrum bırakıldığı gerçeğini eklediğinizde durum iyice vahim bir hal alıyor.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR ᐳ
Hamilelik Öncesinde Yanıtlamanız Gereken 12 Önemli Soru

Çevresel toksinlerin  bazılarından kaçınmak mümkün olmayabilir ama birçoğunu sadece doğru beslenerek hayatımızdan çıkarmak mümkün. Yeni kitabımda da altını çizdiğim gibi elinizde olmayan, kontrol edemeyeceğiniz çevresel etkenler için hayıflanmayı bırakıp sofranızdaki zehirlerden kurtulduğunuzda hem bebeğinizin hem de kendinizin sağlığı için önemli bir adım atmış olursunuz. D vitamini eksikliğinin, bebeğin otizm riskini artıran faktörler arasında olduğunu hatırlatmakta fayda var. Bebeğin beyin gelişiminde D vitamini son derece önemli bir rol oynar. Bu yüzden hamilelikte, hatta daha da iyisi hamile kalmadan D vitamini değerinizi ölçtürün ve düşükse gerekli önlemleri alın. Üstelik sadece anne karnında değil, yaşamlarının ilk yıllarında da D vitamini eksikliğinden muzdarip olan çocuklarda otizme daha sık rastlanıyor. Hamilelere bir diğer tavsiyem de kolesterol zengini beslenmeleri.  Kolesterol de aynı D vitamini gibi bebeğin beyin ve merkezi sinir sisteminin gelişimi için elzem bir madde ve eksikliği otizm riskiyle ilişkilendiriliyor. 

Çeşitli araştırmalar, otizm tedavisinde ilaçlar yerine doğru beslenmenin daha başarılı olduğunu ortaya koyuyor. Peki, Otizm tanısı koyulan çocuklar nasıl beslenmeli?

Süt ve süt ürünlerinin otizm teşhisi konmuş bir çocuğun beslenme modelinden tamamen çıkartılması gerekiyor. Bu çocukların hemen tamamının, süt ve süt ürünlerinde bulunan beta-casomorphin-7 adlı bir proteini sindiremediklerini gösteren bilimsel bulgular var. Probiyotik zengini bir beslenme modeli benimsenmeli. Ama yoğurt, kefir ve peynir yerine turşu, sirke gibi probiyotik zengini besinler tüketilmeli. Çocuğun diyeti mutlaka probiyotik takviyeleri ile desteklenmeli. Otizmde beslenme modelinde yasaklıların başında gluten geliyor. Bu sağlık zararlısının otizm semptomlarını ağırlaştırdığı yolunda bulgular var. Tabii ki doğal beslenme temel olmalı, işlenmiş yiyecekler ve şeker otistik çocuğun diyetinde kesinlikle yer almamalı. Ayrıca otizm teşhisi konmuş her çocukta ağır metal zehirlenmesi olup olmadığı mutlaka araştırılmalı ve gerekiyorsa ağır metal detoksu yapılmalı. Ama kimyasal ajanlarla değil ağır metalleri vücuttan atan besinler ve doğal takviyelerle… 

Doğum Şekliniz Bebeğinizin Sağlığını Nasıl Etkiliyor? Dr. Ümit Aktaş ile Gerçekleştirdiğimiz Bu Röportajı Kaçırmayın!

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu